11 Kasım 2012 Pazar

Sinema: Argo


İstanbul’da çekilen bir Hollywood filmi daha var karşımızda. Bu konuda Kültür Bakanlığı özel bir çalışma mı yaptı, yatırım teşviki mi veriliyor, ne yaşanıyor bilmiyorum ama şikâyetçi değilim. Bir de magazin gazetelerinde günaşırı çıkan “Daniel Craig dansöze hayran kaldı”, “Aragorn Beşiktaşlı oldu”, “Monica Bellucci bir oturuşta 3 porsiyon iskender yedi” haberleri olmasa iyice mutlu olacağım! Amaç “ayh starlara bakın aynı bizim gibi!” dedirtmek mi, buradaki sempatiklik ne, cidden çözemiyorum.

Neyse ki bu manşetler Ben Affleck’i korkutmamış! Argo’nun dış çekimlerinin büyük kısmı İstanbul’da yapılmış. Yalnız film İran’da geçtiği için, bu görüntülerin çok azı İstanbul olarak gösteriliyor. Bir iki boğaz ve Ayasofya sahnesi dışında bütün İstanbul Tahran olmuş… (“Yetişiiin ülkemizi gerici gösteriyorlaaaar” tayfası coşacak yine! Acaba Star Wars’un Tatooine gezegeninde geçen bütün sahnelerinin Tunus’ta çekildiğini öğrenen Tunuslular “yetişiin ülkemizi intergalaktik gösteriyorlaaaar” diye ağlamış mıydı?!)

Arkasına böyle bir dokuyu alarak, son derece ilginç bir hikâye anlatıyor Argo. 1979 yılında İslam Devrimi’nin ardından Amerika’ya sığınan Şah Muhammed Rıza Pehlevi’nin İran’a iadesi istenmektedir. Bu isteği gerçekleşmeyen öfkeli militan gruplar Tahran’daki Amerikan Büyükelçiliği’ni işgal eder ve 50’den fazla Amerikalıyı rehin alırlar. Fakat içlerinden 6 tanesi kaçmayı başarır ve Kanada Büyükelçiliği’ne sığınırlar. CIA, hayatları tehlikede olan bu 6 Amerikan vatandaşını kurtarmak zorundadır. Ama nasıl?

Bu soruya bulunan cevap o kadar absürt ve inanılmaz ki, filmin bütün tanıtımlarında neden “GERÇEK bir hikayeden uyarlanmıştır!!!” vurgusu yapıldığını daha iyi anlıyorsunuz.

CIA, olmayan bir bilimkurgu filmini (“Argo”), sanki gerçekmiş gibi, gerçek yapımcılarla çalışarak finanse edecek (senaryo, afişler, tanıtım partileri), sonra da “film için mekân bakıyoruz” diyerek İran’a ajan gönderecek (Ben Affleck) ve o 6 kişiyi “film ekibi” kimlikleriyle İran’dan çıkaracak!

Yönetmen Ben Affleck, bu hikâyeyi 2 saate sığdırabilmek için, konuyu ilerletmek adına öyle zorlama adımlar atıyor ki, bütün film boyunca “hmmm, evet” diyerek gözlerinizi devirmekten kendinizi alamıyorsunuz. Ayrıca “aksiyon ve gerilim” dozajını artırmak adına eklendiği çok bariz olan bazı sahneler, filmin “GERÇEK HİKAYE!!!” etiketini geri dönülmez biçimde zedeliyor.

Ancak bir adım geriye çekilip büyük resme baktığınızda anlıyorsunuz ki, Affleck bir kumar oynamış ve kazanmış. Senaryodaki zorlamalar ve eklemelerle “gerçeklik” duygusundan feragat eden yönetmen, karşılığında son derece işlevsel ve cilalı bir film elde etmiş. Açılıştaki baskın sahnesi veya finaldeki kaçış sahnesi, gerçek olsunlar veya olmasınlar, seyirciyi koltuğa çivileyen ve nefessiz bırakan bir tempoya ve atmosfere sahip. İyi bir filmde olması gerektiği gibi.

Argo, belki çok akılda kalıcı bir film değil, ancak iyi bir gerilim filmi; ve hatta aynı zamanda oldukça eğlenceli. Ben Affleck, iyi bir hikâye anlatıcısı olduğunu tescillemiş oldu. Belki bu sayede ülkemizde artık sadece “Ben Affleck rakı balığa doyamadı” haberleriyle gündeme gelmez!

10 üzerinden 7,5

1 yorum: